Zengin İçerik İçin Tıklayınız !

25 Şubat 2014 Salı

A Training Day in Office - Ofiste Bir Antreman Günü

Training in Office ? - Ofiste Antreman mı ?


Sabah kalkış için saati kuruyorum : 6.15 . Kalksam mı yoksa arabayla mı gitsem diye düşünürken benzinin litre fiyatı ve benim evin ofise olan 40 kmlik mesafesi aklıma geliyor ve dimdik ayaktayım. Derken aceleyle hazırlıyorum spor çantasını çıkıyorum evden ama kafamda deli sorular : " Bu çantayı akşamdan hazırlamamakta neden ısrar ediyor olabilirim ? ".  Maalesef servise gidebilmek için de 15 dklık minibüs yolculuğu yapmam lazım. Minibüs zaten okul servisi gibi daha ilk duraktan 15 lise öğrencisi binince, minibüs benim bineceğim durağa gelene kadar bana yer kalsa da spor çantasına yer bulmak gerçekten çok zor :)  Spor çantam minibüs dışında ben içinde 15 dk katlanıyoruz bu fantastik yolculuğa.

 
 
 
Neyse bir şekilde şirket servisine ulaştım mı ver elini ofis. 8.00 civarı şirkete geliyorum. Hemen işe koyuluyorum. Bu gün de en iyi performansı sergilemek lazım çünkü diğer arkadaşlar da çok çalışıyor. Sürekli bir yarış söz konusu olduğundan ben de bu yarışta en önlerde yer almak adına en üst düzey eforu ortaya koymalıyım yoksa bu aşağıda gördüğünüz çalışan profili ile nasıl yarışabilirim.


 
 
 
Ama bir an yandan da öğle arasını bekliyorum. Sıkı bir antreman tekrardan tüm enerjiyi bana geri verecek hatta biliyorum ki antreman sonrası öğleden sonra çok daha iyi hissediyor olacağım. Öğle arası geliyor ve şirket binasındaki spor salonuna iniyorum.




Evet biliyorum görüntü biraz üzücü ama olsun . Üstünü değiştirme, duş yapma falan derken işini görüyor. Ayrıntıya takılmamak lazım. Olumlu yanından bakalım. O havlular öyle sereserpe ıslak ıslak etrafa serili olmasa 2014 dünyasının konforlu yaşam alanlarında ben, rutübet kokusuna hasret kalmış hatta unutmuş bile olabilirdim.

Spor kıyafetlerimizi de giydik. Artık antreman için hazırız. Bir an evvel salona geçeyim de Şafak gelip hunharca spor yaparak, salonu talan etmeden evvel ben de bir şeyler yapmaya çalışayım :)




Binada en sevdiğim kısım spor salonumuz. Gerçekten ferah ve insanda spor yapma isteği uyandırıyor. Çok fazla çeşitte antreman ekipmanı yok ama az da var denemez. Yapacağı hareketleri bilen, belli bir programı olan herkesin rahatlıkla işini görür.

Hazır Şafak da gelmemişken -ki gelmediğini tek bar çubuğu üzerine takılmış toplamda 150 kilo ağırlıklar olmadığını görünce anlıyoruz- boş salonda müzik eşliğinde şevk ile antremanımı tamamlamam ardından duşumu alıp tekrar profesyonel çalışma hayatıma geri dönüyorum. Antreman sonrası sporun salgılattığı mutluluk hormonları da tavan yapınca kafamda sahip olduğumu sandığım vücut;




Salon boş dedim ama dönem dönem benden başka ziyaretçileri de oluyor. Baya baya kalabalık olduğu bile oluyor ama işte antreman olayının en önemli kısmı, süreklilik olmayınca genellikle boş tribünlere antreman yapıyorum. Spor sonrası yemekhanede güzel bir de yemek yedik mi öğleden sonrası için zımba gibiyiz hatta iş çıkışı sonrası bile sabah kadar takılmaya hazırız :)

Derken tekrar eve doğru yola koyuluyorum ve eve gelmeden bir markete uğrayayım diyorum ki , o da ne ! Neler görüyorum böyle !


 
 

Markette bu halde bir kız görmedim tabii ama sıra sıra dizilmiş raflarda cips paketlerini görünce ister istemez iki paket alıyorum. Eee ne oldu bizim spor, az kalori, sağlıklı yaşam ? O kadar spor yapıp hala yağ oranı yüzde 18-19 takılıyoruz. Yarından itibaren diyet de yapacağım diyerek cipsi yedikten sonra yarın için yeni hedeflerle günü sonlandırıyorum.

Formda kalacağız dedik ama tabii sürekli masa başı işi olan biri olarak dikkat etmediğim durumda da sahip olma riski taşıdığım vücut ise şöyle bir şey :




Haa unutmadan bu risk sizin için de geçerli tabii. Bir an evvel bir antreman ve diet programı hazırlayın derim.

Cagatay



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder